• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/
  • https://twitter.com/
  • https://www.instagram.com/dindersindeyiz
  • https://www.youtube.com/channel/UCsOuLq55D-d559-JFz7VdvA/
Giriş
TAKVİM

2.ÜNİTE


8.SINIF 2.ÜNİTE: ZEKAT VE SADAKA 

NELER ÖĞRENECEĞİZ ?
Bu bölümü tamamladığınızda;

1. İslam’ın paylaşma ve yardımlaşmaya verdiği önemi ayet ve hadisler ışığında öğreneceksiniz.
2. Zekât ve sadaka ibadetini ayet ve hadislerle açıklayacaksınız.
3. Zekât, infak ve sadakanın bireysel ve toplumsal önemini fark edeceksiniz.
4. Hz. Şuayb’ın (a.s.) hayatını ana hatlarıyla öğreneceksiniz.
5. Maûn suresinin okunuşunu ve anlamını öğreneceksiniz

ANAHTAR KAVRAMLAR
• Zekat,
• Sadaka,

• İnfak,
• Nisap,
• Öşür.


1. İSLAM’IN PAYLAŞMAYA VE YARDIMLAŞMAYA VERDİĞİ ÖNEM
İnsan, bir toplum içerisinde doğar ve yaşamını sürdürür. Dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren başkalarının yardımına ihtiyaç duyar. İnsan hayatını devam ettirmek için yeme, içme, barınma ve korunma gibi birtakım temel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaz. Bu nedenle insan, yaşamını bir toplumun üyesi olarak yardımlaşma ve paylaşma
içerisinde sürdürmek zorundadır.


Dinimiz, herkesin kendi durumuna göre yardımlaşma ve dayanışma içinde olmasını tavsiye eder. İnsanları paylaşma ve yardımlaşmaya teşvik eder. Böylece insanı cimrilik ve
bencillik tutsaklığından kurtarıp paylaşmanın verdiği mutluluğa ulaştırmak ister.

2. ZEKÂT VE SADAKA İBADETİ
Zekât, sözlükte temizlenme, çoğalma, bereket, gelişme gibi anlamlara gelir.
Terim olarak ise zengin Müslümanların yılda bir kez malının veya parasının belli bir miktarını
Allah rızası için ihtiyaç sahiplerine vermesidir. Zekât, İslam’ın beş temel esasından biridir.


Zekât, Müslümanlara Allah’ın (c.c.) bir emridir ancak bir kimsenin zekât vermekle yükümlü olabilmesi için bazı şartlar vardır.
Bu şartlar şunlardır:

* Zekât verecek kişinin Müslüman olması gerekir.
* Zekât verecek kişinin akıllı ve ergenlik çağına girmiş olması gerekir.
* Zekât verecek kişinin malını dilediği gibi kullanma ve harcama hakkına sahip olması gerekir.
* Zekât verecek kişinin dinimizce belirlenen zenginlik ölçüsüne sahip olması gerekir.
Zekât ve fıtır sadakası verebilmek, hacca gidebilmek, kurban kesebilmek ve diğer bazı mali ibadetleri yerine getirebilmek için Allah (c.c.) ve Resulü tarafından belirlenen mali yeterlilik ve zenginlik ölçüsüne
nisab denir. Borçlarının ve temel gereksinimlerinindışında, sermayesinin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen nisap miktarı mala sahip olan kişi dinen zengin sayılır.

Temel ihtiyaçlar nelerdir?
Temel ihtiyaç maddeleri insanın hayat ve hürriyetini korumak için muhtaç olduğu şeylerdir. Bir Müslüman’ın kendisi ve ailesinden bakmakla yükümlü olduğu kimselerin yeme, içme, barınma, giyinme, sağlık, eğitim, ulaşım gibi giderleridir. Bu nedenle temel ihtiyaçlar kapsamına giren malların zekâtı verilmez.

Zekâtı verilmesi gereken mallar ve nisab miktarları nelerdir?
Zekâtı verilmesi gereken mallar ve nisap miktarları dinimiz tarafından belirlenmiştir.
Buna göre;
*
Altın: Nisab miktarı 80,18 gramdır. Kırkta bir oranında zekâtı verilir.
*
Nakit para ve ticaret malları: Nisab miktarı, 80,18 gram altının karşılığıdır.
Kırkta bir oranında zekâtı verilir.
*
Küçükbaş hayvan: Nisab miktarı kırktır. Zekât oranı kırkta birdir.
*
Büyükbaş hayvan: Nisab miktarı otuzdur. Zekât oranı otuzda birdir.
*
Deve: Nisab miktarı beştir. Her beş deve için bir koyun ve keçi zekât verilir.
*
Toprak ürünleri: Sulama, gübreleme gibi masraflar yoksa onda bir, varsa yirmide bir oranında verilir.
*
Madenler: Çıkan maddenin miktarına bakılmaksızın beşte biri oranında zekât verilir.

Altın, gümüş, nakit para, ticaret malları1/40
Koyun ve keçi 1/40
Sığır ve manda 1/30
Deve Her beş deve için
bir koyun veya keçi
Madenler 1/5
Toprak ürünleri 1/10

Zekât kimlere verilir?
Zekâtın kimlere verileceği Tevbe suresinin 60. ayetinde belirtilmiştir: “Sadakalar (zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak ancak yoksullara, düşkünlere, (zekât toplayan) memurlara, gönülleri (İslam’a) ısındırılacak olanlara, (hürriyetlerini satın almaya çalışan)
kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışıp cihad edenlere, yolcuya mahsustur. Allah pekiyi bilendir, hikmet sahibidir.”
Bu ayette belirlenen zekât verilecek kimseleri şöyle açıklayabiliriz:
*
Yoksullar: Nisap miktarından daha az malı olan muhtaç kimselerdir. Bunlara fakir de denir.
*
Düşkünler/Miskinler: Hiçbir malı veya geliri bulunmayan çok zor durumda olan kimselerdir.
*
Zekât toplayan memurlar: Devlet adına zekâtı toplamakla görevli kimselerdir.
*
Gönülleri İslam’a ısındırılacak olanlar: Müslüman olmadığı hâlde İslam’a ısındırılmak istenen kimselerdir.
*
Köleler: Özgürlüğü elinden alınmış kimselerdir.
*
Borçlular: Borçlu olup nisap miktarından daha az malı bulunan kimselerdir.
*
Allah yolunda olanlar: İslam’ın yayılması ve öğretilmesi için çaba gösteren kimselerdir.
*
Yolda kalanlar: Memleketinden uzakta herhangi bir nedenden dolayı parasız ve çaresiz kalan kimselerdir.

Zekât kimlere verilmez?
Zekâtın verilmesinin câiz görülmediği kişi ve gruplar şunlardır:
* Zenginler,
* Müslüman olmayanlar,
* Hz. Peygamberin yakınları,
* Aile içinde karı koca birbirlerine,
* Anneye, babaya, büyükbaba ve büyükanneye,
* Anne ve baba, kendi çocuklarına ve torunlarına zekât veremez.


Zekât verirken dikkat edilmesi gereken bazı durumlar vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz:
* Zekâtın bir ibadet olduğu unutulmamalı ve yerine getirilirken niyet edilmelidir.
* Zekât, Allah’ın (c.c) rızasını kazanmak için verilmelidir.
* İnsanları minnet altında bırakacak ve incitecek davranışlardan kaçınılmalıdır.
* Zekâtı verilen malın iyi cinsten olmasına özen gösterilmelidir.

* Zekâtın, öncelikli olarak kendilerine zekât verilebilecekakrabaya verilmesinin daha faziletli olduğu unutulmamalıdır.
 
Sadaka
Sadaka
, Allah (c.c.) yolunda yapılan harcamalar, Allah (c.c.) rızası için fakirlere yapılan karşılıksız yardım ve her türlü iyilik demektir. (MEB Dinî Terimler Sözlüğü, s. 315.)
Sadaka, Allah (c.c.) rızasını kazanmak için yapılan bir fedakârlıktır. Sadaka, Allah’a (c.c.) olan sadakatin bir işaretidir. Nitekim sadaka veren kişi nimeti verenin ve mülkün gerçek sahibinin Allah (c.c.) olduğunu bilir.


Sadaka, zekâttan daha kapsamlı bir yardım şeklidir. Sadakada miktar ve zaman sınırlaması yoktur. İnsanlar bu yardımı istedikleri zamanda ve miktarda yapabilirler. Ayrıca sadaka verecek kişinin zengin olması gerekmez. Sadaka sadece mal ile yapılan bir ibadet değildir.

Herkesin yararlanacağı cami, okul, yurt ve hastane gibi hayır kurumları yaptırmak veya bu kurumların yapımına katkıda bulunmak da sadakadır. Böyle sadakaya kesintisiz sadaka (sadaka-i cariye) denir. Bu tür sadakaların sevabı kişi öldükten sonra da devam eder. 

Sadaka çeşitlerinden biri de fıtır sadakasıdır. Fıtır sadakası, Yüce Allah’ın (c.c.) bize
bahşettiği varlığımızın bir şükrü, ramazan ayında oruçluyken istemeden yaptığımız kusurlu davranışlarımızın bir özrüdür. Ülkemizde daha çok fitre olarak bilinir. Fıtır sadakasının bayram namazı vaktine kadar verilmesi gerekir. Böylece bu sadaka sayesinde ihtiyaç
sahipleri de bayram coşkusuna ortak edilmiş olur.
Temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra, nisab miktarı kadar malı bulunanlar kendileri ve bakmakla yükümlü oldukları kimseler için fıtır sadakası verirler. Bu kimselerin fıtır
sadakası vermesi vaciptir. Fıtır sadakası olarak verilecek sadakanın miktarı, veren kişinin bir günlük yemek masrafı kadardır.

İnfak, Allah’ın (c.c.) rızasını kazanmak için insanın kendisine verilen malların şükrünün bir gereği olarak Allah’ın (c.c.) emrettiği yerlere harcama yapması, bağışta bulunmasına denir. (MEB Dinî Terimler Sözlüğü, s. 170.) İnfak, farz olan zekâtı ve gönüllü
olarak yapılan her çeşit hayrı içerir. 


3. ZEKÂT VE SADAKANIN BİREYSEL VE TOPLUMSAL FAYDALARI
Zekât, İslam’ın beş temel esasından biridir. İslam dininde zekât mali ibadetleri simgeler. Zekât her şeyden önce bir ibadettir. Bu ibadeti yerine getiren bir Müslüman, Allah’ın
(c.c.) emrine uyarak, O’nun rızasına kavuşmayı dileyerek gönlü huzurla dolar. Allah’ın (c.c.) kendisine verdiği malı ve zenginliği O’nun emrinde ve yolunda harcamanın şükrünü göstermiş olur.
Zekât, toplumsal yardımlaşmayı yaygınlaştırarak yoksulları korur. Zekât, toplumdaki zenginler ile fakirler arasında bir köprüdür. Ayrıca zekât, malın bereketlenmesini ve çoğalmasını sağlar.


Zekât ve sadakanın bireysel, toplumsal pek çok faydası vardır.
  • Müslüman bir kişizekât sayesinde bencillik ve cimrilik gibi kötü huylardan kurtulmuş, günahlarından datemizlenmiş olur. 
  • Zekât, insan ruhunu hırsa bağlı olarak büyüyen servet hâkimiyetinden kurtarır. Gerçek iyiliğe Allah (c.c.) yolunda harcama yapılarak ulaşılacağını öğretir.
  • Zekât, zengin olan kişilere dünya malının kendilerine geçici bir süre için verilen bir emanet olduğunun bilincini aşılar.
  • Zekât, Yunus Emre’nin: “ Mal sahibi mülk sahibi, Hani bunu ilk sahibi? Mal da yalan mülk de yalan, Var biraz da sen oyalan.” deyişiyle insanların mala ve mülke karşı bakış açılarının sağlıklı olmasını öğretir.
  • Zekât sayesinde bencillikten kurtulan, paraya ve mala düşkünlükten temizlenen, darda kalmışların yardımına koşan Müslümanlar, Peygamberimizin (s.a.v.) ahlakı ile ahlaklanmış olurlar.
  • Zekât, zenginin sadece kötü huy ve duygularını gidermekle kalmaz, onun malını da başkalarının haklarından temizler. 
  • Zekât toplumdaki ekonomik dengesizlikleri önler. Toplumda sosyal adaletin sağlanmasına katkı sağlar. Zenginler zekât vermekle toplum yararına da çalışmış olurlar çünkü bir ülkede yoksullar çoğaldıkça huzursuzluk, ihtiyaç sahipleri azaldıkça huzur artar. Her zengin Müslüman, malının zekâtını verecek olursa ülkede fakirlik azalır.

BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. ŞUAYB (A.S.)
Allah (c.c.) ilk insan ve aynı zamanda ilk peygamber olan Hz. Âdem’den itibaren son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.v.) kadar her topluma bir peygamber göndermiştir.
Kur’an’da adı geçen peygamberlerden biri de Hz. Şuayb’dır.
Hz. Şuayb (a.s.), mensubu olduğu Medyenlilere peygamber olarak gönderilmiştir.


Medyen halkı tevhid inancını terk etmiş ve bütünüyle batıl inançlara saplanmışlardı. Ticari faaliyetlerde hilesiz iş yapmıyorlardı.

Medyenliler, kendilerini gerçek kurtuluşa çağıran peygamberlerinin davetini dinlemediler. Şehrin ileri gelenleri, insanların Şuayb peygamberle görüşmesini engellemek istediler. Ona giden insanları korkutup ölümle tehdit ettiler.

Hz. Şuayb (a.s.) gelen tepkilere aldırmadan insanları Allah’a (c.c.) inanmaya davet etti. Medyenliler menfaatlerine zarar vereceğini düşündükleri için Hz. Şuayb’ın (a.s.) bu davetini kabul etmeye bir türlü yanaşmadılar ve onu ölümle tehdit ettiler: 

Bu yüzden Allah (c.c.) onları cezalandırdı. Hz. Şuayb (a.s.) ve ona inananlar Yüce Allah’ın (c.c.) yardımıyla kurtuldu. Kur’an, bu
durumu şöyle haber vermektedir:
“(Azap) emrimiz gelince, Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri, katımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri ise o korkunç (uğultulu) ses yakaladı da yurtlarında dizüstü çöke kaldılar. Sanki orada hiç yaşamamışlardı.” (Hûd
suresi, 94-95. ayetler.)


5. Bir Sure Tanıyorum: Maûn Suresi ve Anlamı

Okunuşu
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Eraeytellezî yükezzibu bid-dîn.
2. Fezâlikellezî yedu’ul yetîm.
3. Velâ yehuddu alâ taâmil miskîn.
4. Feveylün lilmusallîn.
5. Ellezîne hüm an salâtihim sâhûn.
6. Ellezîne hüm yürâûne
7. Ve yemneûnel mâûn


Anlamı
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
1. Dini yalanlayanı gördün mü?
2. İşte o, yetimi itip kakar;
3. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez;
4. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki,
5. Onlar namazlarını ciddiye almazlar.
6. Onlar gösteriş yapanlardır,
7. Ve hayra da mani olurlar.

Maûn suresi Mekke Dönemi’nde inmiştir. Kur’an-ı Kerim’in yüz yedinci suresidir.
Adını son ayetinde geçen maûn kelimesinden almıştır. Maûn, yardım ve zekât demektir.
Maûn suresinde Allah’ın (c.c.) nimetlerini ve hesap gününü inkâr edenler ile amellerini gösteriş için yapan insanların özellikleri anlatılmıştır.
Surede Allah’a gönülden ibadet etmekle yardımlaşma ve dayanışmanın dindarlıkta birbirinden ayrılmaz oluşu vurgulanmaktadır. Buna göre gerçekten dine inanan ve ahiretsorumluluğu taşıyan insan hem Allah’a (c.c) hem de yaratılmışlara karşı ödevlerinin bilincinde olup bunları tam bir ihlâs ve samimiyetle yerine getirn, kendisi iyilikler yaptığı gibi herkesin de iyilik yapmasına ön ayak olan, yardımlaşma ve dayanışmanın önünü tıkayan değil, aksine gelişip yaygınlaşmasına, bireyselliği aşarak toplumsal ve kurumsal bir yapı kazanmasına katkıda bulunan insandır. İslâm’ın hâkim kılmak istediği gerçek ahlâk
ve üstün insanlık işte budur. (Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir, C 5, s. 698.)





        



ANKET
COVİD-19 AŞISINDA EN ÇOK HANGİ ÜLKE AŞISINA GÜVENİYORSUNUZ?
DÖVİZ BİLGİLERİ
AlışSatış
Dolar7.79217.8233
Euro9.29239.3296
HAVA DURUMU
ZİYARETÇİ SAYISI
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam682
Toplam Ziyaret351685